“Bir müflis olduğum halde ilim sermayesine en güzel tarzda talip oldum”

İbn-i Haldun bu sözünde bizlere vaktini israf eden, ibnu’l vakt (vaktin oğlu) olmayan yani zamanın kıymetini bilmeyen biri olduğu halde ilim hazinesinden yararlanmaya talip olduğunu dile getirmiştir. Bir cümle ile tevazunun tezahürünü görmekteyiz. Ömrüne birçok eser sığdıran sosyoloji ve iktisat alanının öncülerinden kabul edilen İbn-i Haldun bile bu alçak gönüllülüğü gösterirken, günümüzde her konu hakkında bilmeden konuşmak ve yalan yanlış bilgiler vermek maalesef modadır.

Bu büyük İslam bilginini kısaca tanımakta fayda vardır. İbn-i Haldun 1332 yılında Tunus’ta doğdu. Asıl adı Abdurrahman olan Haldun, yaşamına birçok eserleri ve düşüncelerini bıraktı. Kendisi müderris olarak ders vermiş, başta Mukaddime olmak üzere birçok esere imza atmış, ömrünü seyahat ederek ve ülkeleri yerinde değerlendirerek geçirmiştir. Nitekim bu değerlendirmeler ile sosyolojik ve ekonomik tespitlerde bulunmuştur. Bu değerlendirmelerden vergi ile ilgili olan bazı düşüncelerine yer vermek istiyorum.

Öncelikle vergi, devletin egemenlik gücüne dayanarak cebren topladığı gelirlerdir. Hükümetler kamu harcamalarını finanse etmek için bu tür kamu gelirlerine ihtiyaç duyarlar. Bazen vergi insanların gözünde olumsuz olarak algılansa da belirli noktaya kadar verimli ve gereklidir. Modern iktisattan bu yana kamu maliyesi alanında çeşitli teoriler ortaya atılmış, bunların en bilinenleri Klasik ve Keynesyen iktisat olmuştur. Ortaya atılan çoğu teori bu iki görüş üzerine dayanmaktadır. Klasik iktisat devletin ekonomiye müdahalesini asgari düzeyde tutması gerektiğini söylerken, Keynesyen iktisat, devletin zaman zaman piyasaya müdahalelerinde sıkıntı görmemiştir. İbn-i Haldun ise vergiye bakış açısında liberal görüşe yakın olsa da değindiği konular itibariyle devletin israf, lüks ve bolluğa alışmaması gerektiğini ve yönetimin bunu süreklilik haline getirmesi halinde sorunların büyüyeceğini anlatmak istemiştir.

İbn-i Haldun vergi ile ilgili görüşlerini Mukaddime eserinde anlatırken şunlara değinmiştir: (1) Bir devlette halka yükletilen vergilerin miktarı az olursa, halk çalışıp servet kazanmaya istekli olur. (2) Devleti idare edenlerin israfı, refah ve bolluğa alışması arttıkça kamu harcamaları da o doğrultuda artacaktır. Kamu harcamalarının sürekli artması beraberinde halka yüklenen vergilerde artışı getirecektir. (3) Vergilerin tedrici ve yavaş yavaş artması karşısında halk açık olarak vergilerin artış nispetini bilmez. Esasında harcamaların artması beraberinde vergilerinde artmasını getirir. Halk bu durumu hemen anlayamaz. (4) Halkın birçoğu kazandığı ile ödediği vergileri karşılaştırdığında ekstra çalışmasının kendisine bir kazanç getirmediğini görmesi ile elini işten çeker. (5) Daha fazlasını almak mümkün olmayacağı kadar vergi oranları arttırılır ve zorla toplanır. Bu durumda israf, harcama ve vergiler çok olduğu için üretim ve imar için çalışmanın faydası görülmez. (6) Vergi oranlarındaki bu büyük artış üretimi azaltır. Hükümetler vergi oranları arttıkça kaybolan vergi gelirini yerine koyacaklarına inanırlar. Ancak belirli bir yerden sonra sürekli vergi oranlarındaki artış, vergi hasılatını azaltacaktır.

Üçüncü madde hariç diğer maddeleri beraber değerlendirelim. Bu maddeler kazançtan alınan vergi yükünün hafifletilmesi halinde üretici ve işçi kesiminin daha fazla servet kazanmaya istekli olmasını, vergi yükünün arttığı durumlarda ise işçilerin çalışmak yerine boş zaman tercih edişini anlatır. Nitekim İbn-i Haldun bu konuya 14. yy’de değinmiş ve onu takiben 20. yy’de Amerikalı iktisatçı Arthur Laffer, Laffer Eğrisi üzerinden göstermiştir. İbn-i Haldun’un Laffer ile ayrıldığı noktalar Haldun’un bahsettiği hükümet, israf ve savurganlığı arttırarak haksız vergiler ile üreticileri ezmektedir. Bu noktada hangi vergiyi kaldırıp, hangi verginin oranlarını düşüreceğini iyi seçmek gerekir. ABD’de Reagan dönemi bu uygulama uygulanmış ve sonucunda bütçe açıklarının artığı ve kamu borçlanmasının yükseldiği görülmüştür. Haldun’un anlayışında hükümet gereksiz harcamalara girişmemeli, israfı önlemeli ve ihtiyatlı bir tutumda olmalıdır. Nitekim kamu harcamaları azalmaya başladığında vergi oranları da düşecektir.

Üçüncü madde bize hükümetin harcamalarını arttırması halinde vergi oranlarının aşamalı yenileneceği, yeni vergiler konabileceğini anlatır. Halk da bunun farkına hemen varmaz. Bir nevi şu an literatürde olan mali aldanma geçerlidir. Bu durumda halk kamu harcamalarına talebini arttırır ancak ilerde vergi yükünün artacağını gözden kaçırır.

İbn-i Haldun maliye görüşü ile liberal olarak değerlendirilir. Bu tabirin eksik kaldığını düşünüyorum. Çünkü Haldun, kamu harcamaları esasında israfa ve savurganlığa ayrı parantez açmış, haksız vergileri eleştirmiştir. Hükümetlerin yıkılma dönemine geldiklerinde bolluk ve refahı arttırdığını ve haksız vergilere başvurduklarını nitelendirmiştir. Zira Haldun, devlet israf etmesin ve adaletli davransın anlayışına vurgu yapmıştır.