EN DEĞERLİ HAZİNE 

İnsanoğlunun yaratılıştan bugüne doğası gereği yapması gereken birtakım fiziksel ve ruhsal halleri, durumları vardır.

Örneğin; yemek yemek, uyumak, insani ihtiyaçlarını gidermek vesaire...

Bir de bu hallerin yanında içgüdüsel ve psikolojik olarak sürekli tekrar edilen kötü bir alışkanğı daha var: "Yalan!"
Yalan, aldatma, kandırma, ... 
Bu sözcükler hayatımıza o denli girmiş ki artık karşımızda oturan hemen hemen her bir insanın söylemlerinde sıkça duymaktayız.

Düşünün; söz konusu bu insanlar, siyasi partiler, vakıf, dernek ve cemaatlerde büyük bir mücahit, ahlâk abidesi gibi görünse de asıl iş evine, ticaretine ve arkadaşlık hayatına geldiğinde ahlâksız ve yalancı bir profille karşılaşıyorsunuz.

İşte bu yapıya sahip insanlar her daim gerçek yüzlerini ört pas etmeye çalışsalar da ruh halleri ve her türlü yapmacık eylemleri onları ele vermektedir.

Örneğin; Sosyal medyada, Facebook, Twitter ve diğer sanal mecralardaki İslami paylaşımlarıyla herkesi kendine hayran bırakıyor. Her defasında  "Vay be ne Müslüman adam" gibi tepkileri toplamayı başarsa da iş, gerçek hayata gelince, bu şovmen mücahitler aslında, akrabalarıyla bağını koparmış, iş arkadaşlarını kendisinden soğutmuş, dava kardeşlerinin bile görünce yolunu değiştirdiği yalancı ve iki yüzlü Müslüman bir profili çıkıyor karşımıza.

Oysa gerçekçi ve doğru olmak ne kadar acı olsa da , hiçbir şey yalan, ikiyüzlülük kadar insanı yaralamaz.
Şahsiyetli duruş, yaşadığımız bu çağda zor bir eylem olsa da yalancılığın, aldatmacanın oluk oluk aktığı bu kirli dönemde doğru kalabilmek gelecek nesillere aktarılacak en değerli hazine niteliği taşımaktadır.